16 Haziran 2011 Perşembe

son

kaç kez ölümü düşündüm sensiz
beni çağıran sen ya da ben
kaç kez ölümü düşündüm sensiz
bir an önce gelmek istiyorum
son yok çünkü.......

11 Haziran 2011 Cumartesi

Ayten Mutlu'nun aynı evde iki yalnız adlı şiiri İngilizce'de

AYNI EVDE İKİ YALNIZ



sen ve ben

sesimizde uçurum şarkıları

ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş

iki yana düşüyoruz sessizce

yolda kalmış arabanın

kırılmış tekerleği dönüyor beynimizde



pişmanlığın günle bitiştiği yerdeyiz

yeniden yeniden bakışıyor gökle yer

silinen iki yüzün unutkan suretinde



ne senin hevesin var ne benim gücüm

yeni bir şarkıya, yeni bir aldanışın

provasına

yol çağırıyor, gidemiyoruz

sözcükler kayalardan kopan çakıllar gibi

ufalanıyor

sözcük kırıklarıyla hayatı süslüyoruz



çadırı sele gitmiş göçebeler gibiyiz

son hayvanlarıyız “gitme, kal” ormanının

gözlerinde çamurlu yaşlar biriken

yalınayak rüzgârı kovalıyoruz



sen ve ben

dalında eğreti güz yaprakları

aramızda uçurum rengi bıkkınlık

varız zannederek yok oluyoruz

Ayten Mutlu (d. 1952)

-



TWO ALONE IN THE SAME HOUSE



you and me

songs of abyss in our voice

our hands are two swan necks bent down

we are quietly falling apart

the broken wheel of the stranded carriage is turning

in our brains



we are where regret joins the day

the sky and the earth are looking at each other again and again

in the forgetful picture of the two faces fading away



neither you are willing nor i am powerful

for a new song and the practice

of a new deceiving

the way is calling us and we can not go

words are crumbling away

like pebbles drifted from rocks

we are decorating life with word chips



we are like nomads whose tents have been flooded

we are the last animals of the “stay, don’t go” forest

within whose eyes muddy tears accumulate

we are chasing the wind barefoot



with a skew autumn leaves on our branches

and an abyss-coloured boredom between us

you and me are perishing

thinking that we exist



Translated by Baki Yiğit

5 Haziran 2011 Pazar

uykuda daralma anları



Çoğu uzay zamanı uyudu karanlık
Ellerinde kaç gebe saklı kendi de bilemiyordu
Saray raporlama cemaatine katılmadan
Zor bir cam üfledi aynasız
Sabah pencerelerine takıldı teni
Bavullara doldurdu anılarını
Deniz dalgalıydı içinde sakinlik
Pamuk helvalara daldırdı parmaklarını
Tüm bedeniyle içine girdi şekerlerin
Parmaksız adamlara aşık oldu
Uzay bilmeceleri kaydırdı eteklerinde
Parti üstü zamanlarda kayıp cemaatlerin
Esrarlarını daralttı giyotinlerde
Ölüm tuzaklarına yakalanmadan
Yaşamsal döngüsüne devam etti
Her düğüm boğazında bir mercan
Kayalığına evrildi
Sirenlere göre
Sonsuzluktu kaderi

4 Haziran 2011 Cumartesi

yaşam uykusundan uyandım


Çadırlara toplandık
Siyah arkadaşlarım zouku dansını öğrettiler
Çok mutluydum
Amazonlara gitmeyi hayal ettim
Siyah arkadaşım elimi tuttu
Bir mikro chip bıraktı avuçlarıma
Dönmeye başladım ateşin etrafında
Kanatlarım lavdandı
Kalbim acıyla doluyordu
Mikrochipi sıktım ellerimde
Kan içinde kaldı derim
Tam tamlar seslerini yükselttiler
Rastalı adamlar çıplak kadınlar
Kendilerinden geçmiş dans ediyorlardı
Mikrochipi kulağımın arkasına yerleştirdim
Zouk dansının nefesini solumak için
Bir pistte kaç tur atmam gerektiğini düşündüm
Mutsuzluk hissetmemek için acıyan tenim
Derin bir karanlığa açılırkan
Tüm yapraklarımdan kurtulmuştum
Köklerim temizlenmiş
Alevin içine çoktan dalmıştım

29 Mayıs 2011 Pazar

captain pook




captain pook said farewell to her love
and sailed to devour the sea
she was frantic like the tempest
she crisped her skin
and played the piano under the air
she pushed the bottom
she pushed her waist
she reached the darkness
she missed the wovel
pleased to be lost
in tender storms

18 Ocak 2011 Salı

düzayak yıkım/destruction straight ahead


when the boys have lied upon you
all the magicians open their mouths
and devour their cursed pentagrams
all their malices are curicified
when pink tigers are still sucking...

kaç kez gördük kaldırım izlerini
sanki hiç yozlaşmadık
sesin görünümü üzerine
çalışmaktayız sadece

photo by Fantom

7 Ocak 2011 Cuma

becoming the other's spinnal leg


when she enters into you with her deserted mouth
it's too late for the pirates to repeat their sermon
just the damp route to be cut before the sunshine of the birds
spinning away in full respect to sell your cerveaux de chute
playing all the cards in your breast
cut off into one thousand of years

tüm ıslaklığıyla girdi ağzına
cam kırıkları gövdesinde sonsuz sırların
acısını saklıyordu
bir ara asansörün yalancı korkunçluğunda
vahşet sergileri dizildi
sahnenin şafağındaki mantar
kırmızı bir perdede bekledi
kızı yutan mavi canavarı